ERZURUM YARDIM KENTİ Mİ OLDU DA HABERİMİZ YOK?
On bir ayın sultanı mübarek Ramazan başladı. Paylaşma ayı, yardımlaşma ayı, hoşgörü ayı, ibadet ayı… Hele hele Erzurum’da bir başka olur derdik eskiden. Ama görünen o ki artık Ramazan, bazıları için “şov ayı” olmuş.
Geçen Ramazan da benzer sahneleri gördük, bu yıl da değişen bir şey yok. Sanki yardım yarışı değil, reklam yarışı var şehirde. İlçe belediye başkanlarından tutun, hayırseverlikte yarıştığını zanneden iş insanlarına kadar herkes sahnede. Ama ortada bir tuhaflık var. Büyük bir tuhaflık…
Geçen gün bir haber düştü önüme:
Bir hayırsever iş insanı 80.000 aileye yardım dağıtıyormuş.
Yanlış okumadınız. Seksen bin aile!
Allah aşkına bu nasıl bir rakam? Bu nasıl bir hesap? Erzurum’da 80 bin aile demek kaç yüz bin insan demek, farkında mıyız? Şehrin neredeyse tamamı yardım alıyor anlamına gelmiyor mu bu? O zaman sormak hakkımız değil mi:
Bu 80.000 aile kim?
Bu yardımın içeriği ne?
Gerçekten böyle bir dağıtım mümkün mü?
Bu rakamı telaffuz ederken vicdanınız hiç mi sızlamadı?
Bir Allah’ın kulu da çıkıp “Kardeşim, bu listenin bir dayanağı var mı?” demiyor mu?
Erzurum Somali mi olmuş?
Erzurum Afrika mı olmuş?
Bu şehir elbette ihtiyaç sahipleri olan bir şehir. Ama bu kadar mı? Bu kadar büyük bir tablo varsa ortada, o zaman biz yıllardır neyi konuşuyoruz?
Ramazan ayında yardım yapılır. Yapılmalıdır da. İhtiyaçlı vatandaşın kapısı çalınır, kolisi bırakılır, gönlü alınır. Ama bunu manşet yaptırarak, rakamları şişirerek, afişe ederek yapmak hangi akla, hangi inanca sığar?
İbadet gizlidir.
Hayır gizlidir.
Yardım gizlidir.
Sağ elin verdiğini sol el bilmez deriz ama biz artık drone çekimiyle yardım dağıtıyoruz!
Gelelim belediyelere…
İl, ilçe fark etmiyor. Ramazan gelir gelmez pozlar başlıyor. Cadde ortasında iftarlık dağıtmalar, araç camlarından uzatılan paketler, ardından boy boy fotoğraflar, sosyal medyada klipler…
Aziziye’de iftar dağıtımı yapılıyor, iki kare fotoğraf için trafikte duran araçlar, kameraya bakan yüzler… Soruyorum: Bu mudur Ramazan ruhu?
Vatandaş evinde huzurla iftar açmak isterken kapısında flaş patlatmak, sahurda kamera ile eve girmek kime ne kazandırıyor?
“Filancının evinde iftar yaptık, falancının evinde sahur yaptık…”
Bırakın insanlar bir lokmayı mahremiyet içinde yesin. Bırakın o sofralar reklam malzemesi olmasın.
Hizmette vatandaşın yüzünü güldüremeyenler, Ramazan gelince sosyal medyada gülücük dağıtıyor. Yılın on bir ayında ortada olmayanlar, bir ay boyunca iftar programı kovalıyor.
Peki soruyorum:
Gerçekten yardım mı yapıyoruz, yoksa algı mı yönetiyoruz?
Gerçekten hayır mı işliyoruz, yoksa vitrin mi süslüyoruz?
Kendimizi mi kandırıyoruz, yoksa kamuoyunu mu?
Daha da önemlisi…
Rabbimizi mi kandırdığımızı zannediyoruz?
Birisi 80 bin aile diyor, diğeri 30 bin, öteki 10 bin… Toplasak şehirde yardım almayan kimse kalmıyor! O zaman Erzurum’un adını değiştirelim: “Yardım Kenti.”
Abartı, şov, rakam yarışı…
Ramazan ayı; reklam ayı değildir.
Ramazan ayı; poz verme ayı değildir.
Ramazan ayı; manşet attırma ayı değildir.
Ramazan ayı; insanın kendisiyle yüzleştiği aydır.
Bu şehir onurlu bir şehirdir. Bu şehir dadaş şehridir. Erzurum’un insanı yardımı sessiz yapar, gösterişten hoşlanmaz. Ama son yıllarda öyle bir tablo çiziliyor ki sanki Erzurum topyekûn muhtaç, topyekûn yardıma bağımlı bir şehir.
Yapılan yardıma değil, yapılan gösteriye itirazım var.
Gerçek hayır; sessiz olandır.
Gerçek ibadet; gösterilmeyendir.
Gerçek samimiyet; manşet istemeyendir.
Ramazan’ı şova çevirmeyin.
Yardımı reklama dönüştürmeyin.
Bu şehrin onuruyla oynamayın.
Erzurum yardıma muhtaç olmuş da bizim mi haberimiz yok?
Yoksa bazıları Ramazan’ı fırsata mı çevirmiş, bizim haberimiz mi yok?



